22 Ağustos 2016 Pazartesi

Nolur be domates!




Nolur be domates yine kok. Kendin gibi kok yeter. Bana güneşi hatırlat. O güneş ki sabah ayrı, öğlen ayrı, akşam ayrı yaktı ikimizi. 

Seni de beni de tatlandırdı. Ben kendiminkini değil de senin tadını bilirim. Senin kokunu... Senden tattım çünkü ben onu.

Nolur be domates yine kok. Bak şimdi 3. sınıftayım. Yeni mahalle. Yeni okul. Yeni arkadaşlar. Ara sıra evden beslenme almıyorum. O zaman 50 kuruş verip bakkaldan ekmek arası alıyorum. Sen ve senin üzerine bol tuz ve çıtır ekmek... Bazen bakkal "beni uğraştırma git kendin yap" der tezgahı bana verirdi. Hatırladın mı. Kıpkırmızı sen. Mis kokulu sen. Dilim dilim sen. En güzel doymak bu idi domates.  

Nolur be domates. Kırmızına kurban olayım. Eskisi gibi koksan yeter. Avucumdasın. Isırdım yüzüme gözüme bulaştın. Olsun be. Şu kırmızı tada bak.. ne kadar da tatlısın. Güneşli domates. Canım domates.

Peki ya şimdi? Evlendim. Yarı baba sayılırım. Evimin erkeğiyim. Her akşam benimle bir poşetin içinde mütemadiyen eve geliyorsun. Çok sık tüketiyoruz seni. Eşimde çok seviyor. Bir seni; bir de yanında beyaz peyniri.

Ama kokmuyorsun be domates. Seni de plastik ettiler. Kokunu bilmem nere sürdüler. Güneşin de yok. Üzülüyorum dostum. Lütfen be domates. Geri gel. Gerçi gitmeyi sen istemedin ki... Senin bir kabahatin yok. Nolur be domates bir kez olsun, sadece bir kez, yeniden doğmam için bir kez olsun şu adi zamanda kendin gibi kok.