22 Mart 2016 Salı

Biz Ne Zaman Hapsolduk?


Akşam ezanı okunurken içimizi kaplayan telaşlar vardı biz çocukken. Güzel şeylerin bitebileceğini o zamanlar öğrenmeye başladık. Oyunlara dalıp yaşadığımız dünyalar bu ezan vakitlerine göre kurulur kaldırılırdı. İstediğimizi aramayı, aramaktan vazgeçmemeyi saklambaç oynarken öğrendik. Düşünce tekrar ayağa kalkmayı, aldığımız yaralara aldırmadan hedefimize ulaşmak için durmadan koşmayı futbol oynarken öğrendik.
Birlik olup bir şeyler yapmayı ve paylaşmayı herkesin 25 kuruş katarak aldığımız topların rengarenk desenlerinden okuduk belki. Aşkımız için değişmeyi kızlarla ip atlarken öğrendik. Toprağın kötü bir şey olmadığını, topraktan dünyalar yaratıldığını -yüzümüzü çamura bularken kirli ellerimizle- yaptığımız heykellerden öğrendik. Bakkal amcaların merhametli olduğu zamanlardı o zamanlar. Paramız yetmese de onlar tamamlardı üstünü. Şimdilerde AVM'lerde hayallerine ulaşmanın bedeli de paran kadar. 
Biz çocuk gibi çocuklardık. Oynarken aslında hep yaşardık. Yaşam hareket etmek değil midir? Şimdi neden hayatsız kaldık? Neden çocuklar sokağa çıkmıyor? Çıkamıyor? Çıkartılmıyor? Neden sınırlar var çocukların önünde? Büyüdüklerinde ne üretecekler günümüz çocukları? Yeni sınırlar mı? Oysa biz gecenin karanlığında ateş böceklerinin peşine koşarken kaybolduğumuzda yıkardık sınırları. Şimdilerde dünya tuşlardan ibaret. Hiç bir şey veremez gerçekten kaleye topu yuvarlamanın tadını. Biz yalandan ateş etsek de hayali silahlarımızla ''dıkşın dıkşın'' diye kimsenin eti kanamazdı. Peki şimdi neden kanla büyüyor çocuklar sanal alemde. 
Biz ne zaman hapsolduk? Kendi isteğimizle, kendi ellerimizle girdik kafese. Oysa hayat sokaklarda. Oysa hayat gerçekten deneyerek öğrenmekte. Biz ne zaman hapsolduk? Kimse özgür olmayı istememekte. Soruyorum: Biz ne zaman hapsolduk? Ne zaman uyanacağız bu gafletten ve sokakları dolduracak çocuk sesleri. Ne zaman yetişecek sınırları aşan insanlar?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder